|
||||||
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 (permalink) |
|
Senior Member
Üyelik tarihi: Dec 2008
Mesajlar: 203
|
Hazırlayan: Mehmet Fatih ÖZKAN mfozkan@patikalar.net ''Eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse,yalnızca birkaç günlüğüne aniden çalsa kapınızı neler yapardık acaba? Yukarıdaki soruyu ne zaman kendime yöneltsem garip bir duygu kaplar içimi. Bir gün çıkıp geliverse Allah’ın Resulü, ne yaparım, ne söylerim ona? Tahayyül ettikçe gerçekten çok heyecanlanıyorum. Günümüzde televizyonlarda yapılan tartışmaları, dine şaşı bakan bir takım insanların din adına ahkam kesmelerini görünce karamsarlığa kapılıyorum. Ortalıkta din adına söylenen o kadar çok şey var ki? Ve savlarını ortaya döken herkes bu savlarını desteklemek için bir hadis veya bir ayet atıveriyor ortaya. Belli bir zaman, bulunduğum toplantılarda bana doyurucu cevap vereceğini düşündüğüm pek çok kişiye “Kimin İslam'ı?” diye sorardım. Aldığım cevaplardan pek tatmin olduğum söylenemez. Bu kimselerden hemen hemen hepsi Kur’an ve onu bize ulaştıran Hz. Peygamber’in uygulamalarından teşekkül eden İslam'ın gerçek İslam olduğunu anlatıyorlardı. Ama bu herkesin ortak söylemi idi. Asıl sorun burada başlıyordu. Herkes bu ortak söylemden yola çıkıyor fakat farklı farklı davranışlar sergiliyordu. Ne yapacağımı bilemeden karamsarlığa kapıldığım zamanlarda bilseniz ne kadar çok istiyorum bir gün Hz. Peygamber’in çıkıp gelmesini. İnsanların üzerine saatlerce konuştukları konuları bize teker teker anlatmasını ne kadar arzuluyorum. Aynı zamanda o din adına ahkam kesenlerin o geldiğinde neler yapacaklarını çok merak ediyorum. Ne güzel olurdu değil mi bir gün çıkıp gelse ve yaşanan tüm tartışmalara son noktayı koyuverse? İnsanların onun ve misyonunun hakkında söylediklerine açıklık getiriverse? Ancak, maalesef tüm söylediklerimiz, içinde bulunduğumuz karamsar tablonun bizi sürüklediği fantezilerdir. O Allah'ın son peygamberiydi; geldi, aldığı mesajı iletti, insanlara doğru yolu gösterdi ve her beşer gibi ebedi aleme göçtü. O vefat ettikten sonra milyonlarca insan onun getirdiği mesaja kulak verdi ve Müslüman oldu. Her milletten her renk ve ırktan insanlar İslam'a girdiler. İslam'a giren herkesin ortak istediği bir şey vardı: Hz. Peygamber gibi yaşamak. Onun gösterdiği yoldan gitmek. Aslında herkesin istediği bu olmasına rağmen insanlar çok farklı taraflara meylettiler. Bu karışıklık içerisinde ise onun misyonu ve görevi unutulmaya başlandı. O konuşan ve Müslümanların sorunlarını çözüme kavuşturan Allah’ın Resulü durumundan çıkıp her insanın kendi düşüncesini tasdik eden o insanın söylediklerine arka çıkacak hadis üreten biri konumuna düştü. Veyahut hiçbir şeye karışmayan bir problemle karşılaştığında bazı olağanüstülükler göstererek sorunları çözen bir “tasavvur”a büründü. Acaba gerçek olan peygamber düşüncesi neydi? İşte bu sayıda ele alacağımız Mustafa İSLAMOĞLU’nun ÜÇ MUHAMMED –İki Tasavvur, Bir Gerçek- adlı kitabı gerçek peygamber anlayışını ortaya koymaya çalışıyor. Hz. Peygamber hakkındaki iki “tasavvur”u Kur’an ekseninde irdeleyerek gerçek Hz. Peygamber düşüncesini yakalamaya çalışmış. Mustafa İSLAMOĞLU kitabın giriş bölümünde mevcut Peygamber anlayışını şu şekilde dile getiriyor: “Şu bir gerçek ki, bir peygamber iki tür yaşar: Birincisi Fiziki varlığıyla, ikincisi misyonuyla. Bir peygamber iki kez öldürülebilir: Birincisi fiziki varlığını ortadan kaldırarak, ikincisi misyonunu ortadan kaldırarak. Eğer peygamberin fiziki varlığı ortadan kaldırılmış fakat misyonu yaşıyorsa, o gerçekte yaşıyor demektir. Çünkü peygamberi peygamber yapan bedeni değil mesajıdır. Fakat, eğer ortadan kaldırılan misyonu ise, işte peygamber asıl o zaman ölmüş ve öldürülmüş demektir. Birincisini genellikle peygamber düşmanları yapar, fakat ikincisini peygambere dost olduğunu söyleyenler yaparlar. Bu nasıl dostluktur ki, dost oldukları peygambere onun düşmanlarından daha beter fenalık ederler?” Hemen ardından da kitabı kaleme alış sebebini dile getiriyor. “ Bu kitabı kaleme almaktaki amacımız, Hz. Peygamber’in edebi risaletinin doğru anlaşılmasına kakıda bulunmaktır. Bunun için yapılması gereken ilk iş, mevcut peygamber anlayışlarını Kur’an ekseninde sorgulamaktı. Bu sorgulama yapıldığında ortaya çıkan manzara , ne yazık ki hiç de iç açıcı görünmüyor. Zaten bu gerçek, ona ümmet olma iddiasındaki dev bir kitlenin mevcut halinden de anlaşılabilir. O, tarihin ender şahit olduğu insanlık hamlelerinden birini gerçekleştirmişti. Onun misyonunu sürdürme yükümlülüğü ise, İslam Ümmeti’ne ait bir yükümlülüktü. Fakat İslam Ümmeti, mevcut durumuyla bu sorumluluktan ne kadar da uzak görünmektedir! Bu tür çabaların bu uzaklığı bir nebze de olsa gidermeye yardımcı olması, en büyük temennimizdir.” Kitabın ilerki sayfalarında derin bir çalışma ve çabanın ürünü olan yazılara rastlamaktayız. Öncelikle aşırı yüceltmeci peygamber tasavvurunu ele alan yazar hemen ardından da indirgemeci peygamber tasavvuru üzerinde duruyor. Bu iki tasavvuru açıkladıktan sonra ise Kur’an’ın peygamberini açıklamaya çalışıyor. Eğer bir Hz. Peygamber çıkıp gelse onu layıkıyla ağırlamamız, şimdi söylediklerimizi o gelince de yüzüne rahatlıkla söyleyebilmemiz, “İyi ki geldin ya Resulullah!” diyebilmemiz için onu ve misyonunu çok iyi idrak etmemiz gerekiyor. İşte Mustafa İSLAMOĞLU’nun bu kitabı Hz. Peygambere bakışımızı sağlamlaştırması veya düzeltmesi açısından çok önemli olduğu kanısındayım.'' *** Bu baskıya dair notlar: Üç Muhammed kitabının yaklaşık 6 aydır beklenen yeni baskısıdır… Baskı kalitesi yükseltilmiş, font değiştirilmiş, Arapça metinler yeniden oluşturulmuştur. Bu sebeple kitabın sayfa sayısı bir miktar fazlalaşmıştır. O kimileri için, arkasından gözyaşı dökülen tatlı bir anı olmuştur. Onlar onun hatırasıyla yaşamayı, kendisiyle yaşamaya tercih ederler. Onlar onun arkasından ağlamayı, onu önlerinde görmeye tercih ederler. Onlar onun sakalını ve hırkasını, misyonundan daha fazla severler. Ondan bir efsane gibi söz etmeyi, birlikte yaşanılan bir "dost" olmaya yeğ tutarlar. Daha başka kimileri için ise, o tarihin konusudur. O, "bir iletişim aleti" gibi ilahi mesajı iletmiş ve misyonunu tamamlamıştır. O, bugüne taşınamaz. Biz onunla, tarihi bir değer olarak ilişki kurabiliriz. Kur'an içinse o, hayatın aktif, kurucu ve inşa edici bir öznesidir. Misyonu ölümsüz olandır. Kur'an, onu çağa taşımak için çırpınır. Onun tarihe hapsolmasını önlemek için onunla ilgili tarihsel olayları müminin yüreğine, imanına, ibadetine taşır. Kur'an müminin hayatında onu güncel kılmak için ne gerekiyorsa yapar. Kur'an'ın bak dediği yerden bakanlar ise onu "üretmek" için çaba harcarlar. Kur'an'da onu, onda Kur'an'ı görürler. Onu Kur'an'la, Kur'an'ı onunla tanırlar. Kur'an'a onun aynası, ona Kur'an'ın aynası gibi bakarlar. Çünkü onlar, onun risalet mirasına ihanet etmekten korkarlar.
__________________
Hüzünle Titreyen Gönle İnce Bir Ah Dokunur, Kalbi Kırık Olanın Kalbine Allah Dokunur!... [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Aziz,Önder Peygamberim,Sözümden
Dönmeyeceğim. Sana Uzanan Elleri ve Dilleri Keseceğim!. |
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Tavsiyeler 1 (Mustafa İslamoğlu) | ikra | Kitap Tavsiye & Tanıtım | 1 | 12-14-2008 20:03 |
| Yürek Devleti (Mustafa İslamoğlu) | ikra | Kitap Tavsiye & Tanıtım | 0 | 12-14-2008 19:47 |
| Düşün ve Başar (Muhammed Bozdağ) | ikra | Kitap Tavsiye & Tanıtım | 0 | 12-12-2008 17:02 |
| Ruhsal Zeka (Muhammed Bozdağ) | ikra | Kitap Tavsiye & Tanıtım | 0 | 12-12-2008 16:47 |