Konular: 2,184, Mesajlar: 5,720, Üyeler: 873
Online: 10
Ana Sayfa

Ana Sayfa     I     Forum Ana Sayfa     I     Forum Kuralları     I     İletişim


Geri git   Genç Beyinler - Bilgi Paylaşım Platformu > GENEL KÜLTÜR & EĞİTİM > Genel Kültür

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 05-09-2011, 07:02   #1 (permalink)
Administrator
 
bookworm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Dec 2008
Mesajlar: 2,396
Standart Eğitimde Rekabet: ‘’ Sınıf’’a Karşı ‘’ Televizyon’’

“Öğretmen-öğrenci ilişkisi, anlatan özne (öğretmen) ve sabırla dinleyen nesnelerden(öğrenci) oluşur. Anlatılanlar ister değerler ister gerçekliğin ampirik boyutları olsun,anlatılma sürecinde cansızlaşma ve taşlaşma eğilimindedir. Eğitim, anlatım hastalığından muzdariptir.’’ FREİRE

Televizyon, evlerimizin baş köşesine yerleşti yerleşeli pek çok değişikliğe sebep olmuştur. Haber ve bilgi vermekten eğlendirmeye kadar pek çok işlevi olan bu sihirli cam, kendisini kullananın elinde dünyanın en faydalı araçlarından birine dönüşebileceği gibi “aptal kutusu” olmakla da eleştirilmiştir.

Günlük yaşamımızı düzenleyen pek çok bilgiyi televizyondan öğreniyor, Dünya’yı ve Türkiye’yi televizyondan takip ediyoruz. Bir ülkeden diğerine “akıllı” bombalar fırlatılmasını izlerken akşam yemeğimizi yiyor,tatlımızı ise başka bir program eşliğinde tüketiyoruz. Televizyonun bize tanıttıklarını tanıyor, “Sev” diye buyurduklarını seviyor, “Sevme” dediklerinden uzak duruyoruz.

Uyuyan ya da çiçek sulayan politikacıyı, haberlerde izlemesek tanımayacağız. Kimlerin dünya jandarmalığına soyunduğunu ve ülkemizin etrafında oynanan oyunları bilemeyeceğiz. Açık bırakılan rögar kapaklarından, uyuya kalan otobüs şoförlerinden,hortumlanan bankalardan,aklanan kara paralardan haberimiz olmayacak. Küresel ısınmadan, nesli tükenen hayvanlardan, çevre kirliliğinden de. Ne kadar uyutulduğumuz ve uyuşturulduğumuzun ise çoğumuz zaten farkında değiliz.
Her gün maruz kaldığımız bu mesaj bombardımanından en çok etkilenenler kuşkusuz dünyayı tanıma ve anlamlandırma çabası içerisinde olan gençlerdir. Bir yandan geleceklerini şekillendirmek için okul sıralarında oturmakta bir yandan da başta televizyon ve internet olmak üzere kitle iletişim araçları vasıtasıyla hayata açılmaktadırlar. Bir araştırmaya göre, 18 yaşındaki bir genç günde ortalama dört saatini televizyon başında geçirmektedir. ([Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] tarihi 9.5.2007)

Postman Televizyon Öldüren Eğlence adlı kitabında ağır hareket eden basılı sözler etrafında örgütlenmiş bir eğitimin varsayımlarının hızla çözülerek zayıflaması ve bununla aynı derecede olmak üzere ışık hızıyla yayılan elektronik görüntülere dayalı yeni bir eğitimin hızla kendini göstermesiyle karşı karşıya olduğumuzu ifade etmektedir. Postman’göre alfabe ya da matbaa gibi televizyon da gençlerimizin zamanı ,dikkati ve bilme alışkanlıklarını denetleme gücü sayesinde , gençlerin eğitimi denetleme gücünü yakalamıştır. ( Postman,2004,163)

Buradan hareketle Postman televizyonu bir öğretim programı diye adlandırmaktadır. ( Postman,a.g.e.) Özel olarak kurulmuş bir enformasyon sistemi olan bir öğretim programı nasıl gençlerin zihinleri ile karakterlerini etkilemeyi , eğitmeyi,yetiştirmeyi ya da bir şeyler aşılamayı amaçlıyorsa televizyon da bunu eksiksiz biçimde yapar ve okuldaki öğretim programıyla boy ölçüşür.

Postman ve Powers, televizyon izleyenlerin kendilerini savunabilmeleri için, hazırlıklı bir kafaya ve birbirini bütünleyen bir değer sistemine sahip olmaları gerektiğini belirtirler (Postman ve Powers,1996;83). Buna kavuşmanın yolu ise, insanların okuma alışkanlığını kazanması, düşünme, tartışma ve yargılama yetisine kavuşması ve herkesin yararlı birer hobi edinmesinden geçmektedir.

Televizyonun yaygınlaşmasıyla birlikte bir "gösteri" çağı başlamış, bu eğlence ve gösteri çağının başlamasıyla birlikte insanlar sadece gösterilenleri almakla yetinir olmuşlardır. Yorumlamak bir yana, düşünmek bile en son düşünülen şey olmaya başlamıştır. Düşünmeye iten bir program olsa bile insanlar gün boyu yorulduklarını bahane ederek eğlenceyi ve gösteriyi tercih etmektedirler. Oysa bilindiği gibi "Antik Yunan’da, boş zamanda yapılan tek şey düşünmekti. Öyle ki 'boş zaman' ya da 'serbest zaman' ı karşılayan leisure, okul için kullanılırdı" (Postman,2004,18).
Postman,televizyonun eğitim felsefesine başlıca katkısının öğretim ile eğlencenin birbirinden ayrılamayacağı fikri olduğunu belirtmiştir. Eğitim litaratürünü tarayan biri öğrencilere bir şeyler öğretmenin en iyi yolunun öğrendikleri şeyle ilgilenmelerini sağlamak olduğu doğrultusundaki iddialarla karşılaşır. Yine bu iddialara göre öğrenim en çok sevecen ve iyi huylu bir öğretmenle kolaylaşmaktadır.

Postman, televizyonun sunduğu eğitim felsefesini üç emrin oluşturduğunu söylemiştir. ( Postman,2004,165) Bu emirlere göre;
Hiçbir önkoşul öne sürmeyeceksin. ( Hiçbir ön bilgiye gerek duyulmamalıdır. Öğrenimin hiyerarşik karakter taşıdığı,bir temel üzerine kurulmuş bir yapıdan meydana geldiği ima bile edilmemelidir.)
En ufak bir kafa karışıklığına yol açmayacaksın.( Televizyon öğretiminde kafa karışıklığı seyir oranının düşmesinde temel nedenlerdendir.Kafası karışık bir öğrenci başka bir kanalı açacak olan öğrencidir. )

Televizyonla öğretim daima hareketli görüntüler ve müzik eşliğindeki öykü anlatma biçimine bürünür. (Televizyonda hem görselleştirilemeyen hem de teatral bir çerçeveye oturtulamayan hiçbir şey öğretilemez.)
Dolayısıyla önkoşulsuz,kafa karıştırmayan ve yorumsuz bir eğitime verebileceğimiz en doğru isim eğlencedir. ( Postman,2004,165)
21. yüzyılın eğitim anlayışı ‘Öğrenme ve Öğrenen Merkezli Eğitim' geçerliliğini her geçen gün artırmaktadır. ‘Öğrenen Merkezli Eğitim' anlayışı için televizyonun geçerliliği acil olarak tartışılmaya değer bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Eğer televizyon öğrenmeyi sevdirecek bir basamak gibi düşünülürse, Postman'ın 1985'lerde iddia ettiği gibi bu gerçek dışı birşeydir. Susam Sokağı Programı üzerinde duran Postman, bu tür programların çocuklara yalnızca televizyonu sevdireceğini, çocuklara televizyonla eğlenme deneyimi kazandırdığını vurgulamaktadır.
Mc Luhan’a göre , televizyon her an öğretmektedir. ( Rigel ve diğerleri,2003,6) Televizyon bütün okullardan ve bütün yüksek öğretim kurumlarından daha çok eğitim verir. Gerçek bir entelektüel olmak için günümüzde medyanın etkilerini iyi bilmek gerekir. Mc Luhan, eğitimin baskı geleneğinden koparılması gerektiğini öne sürer. ( Rigel ve diğerleri,2003,17)
Chomsky ise öğrencilere serbestçe yaratma ve araştırma ortamı sağlanan özgürlükçü bir okulda aldığı eğitimi ile ilgili şunları söylemektedir: ‘’ Oak Lake’de karşılaştırma standartı notlar değil yaratıcılık olduğundan hiçbir etkinlik diğerinden daha önemli görülmez ve başka yerlerde desteklenen sağlıklı rekabet kavramına rağbet edilmezdi. ‘’ ( Rigel ve diğerlerinden alıntı,s. 145)

‘’A Whack On The Side Of The Head : How To Unlock Your Mind for Innovation’’ adlı kitabında Roger von Oech , şunu sormuştur: ( Roger von Oech sayfa 21’den aktaran, Bonstingl ) ‘’Nasıl düşünüleceğini nerede öğreniyorsunuz? En önemli kaynak,aldığınız resmi eğitimdir. Okuldaki eğitiminiz size dünyayı anlamak ve düzenlemek için kullandığınız kavramların pek çoğunu verir.’’ Bu yüzden okul paradigması pek çok kişi için hayat paradigması haline gelmektedir.

Von Oech Şöyle devam etmektedir: (Bonstingl,a.g.e.) ‘’Eğitim sistemimizin büyük bir bölümü insanlara tek bir doğru yanıtı öğretmek üzere düzenlenmiştir. Normalde bir insan üniversiteyi bitirdiğinde 2600’ün üzerinde sınav ve testten geçmiş olur. Böylece tek doğru yaklaşımı düşüncemize derinlemesine işler. Aslında sadece bir tek doğrunun olması bazı matematik problemleri için geçerli olabilir. Sorun yaşamın büyük bir kısmının kendini bu şekilde göstermemesidir. Hayat belirsizdir; herbiri ne aradığımıza göre değişen birçok doğru cevap vardır. Ama siz sadece bir doğru yanıt olduğunu düşünürseniz bir tane bulur bulmaz diğerlerini aramayı bırakırsınız. ‘’
Berna Bridge, Eğitimde Toplam Kalite Yönetimi Uygulamaları adlı kitabının Kaliteli Eğitim Kurumunda Kaliteli Eğitim ve Öğrenim başlıklı bölümünde kaliteli eğitim için birtakım hedefler belirlemiştir: (Bridge,2003,82) Buna göre kaliteli eğitimin hedefleri;
· Bilgiyi yaşamdan koparmadan , ezberletmeden,öğrencinin deneyerek ,sorgulayarak,mantık kullanarak,özgür bir ortamda öğrenmesini sağlamak,
· Öğrencinin öğrenme,araştırma,sorgulama ve okuma heyecanını ,isteğini artırmak ve sürekli kılmak,
· Beklentileri yüksek tutmak,
· Öğrencileri bilimsel çalışma ve araştırmaya yönlendirmek,
· Öğrencilerin ilgi ve yetenekleri doğrultusunda yaratıcılıklarını kaybetmemelerini sağlamaktır.

John Dewey, bir dersin içeriğinin öğrenimin en önemsiz yanı olduğunu öne sürmüştür. Dewwy’e göre, ‘’Pedagojik safsataların en büyüğü ,herhalde bir insanın ancak ders dinlerken öğrendiği düşüncesidir.‘’( Postman,2004,162) Burada, Dewey kalıcı davranışların şekillenmesi biçimindeki tamamlayıcı öğrenimin daha önemli olduğunu vurgulamıştır. Başka bir deyişle öğrenilen en önemli şey nasıl öğrenildiğini gösteren bir derstirböylece ne yapacağımızı öğreniriz.

Mc Luhan,eğitim kurumlarımızın basın dışındaki medyanın yarattığı ortamlar arasında bugün bir iç savaş yaşadığımızı bir an önce fark etmesi gerektiğine değinmektedir. (Mc Luhan,2005,100) Okul sınıfları , yeni enformasyon araçlarının yarattığı son derece etkileyici ve inandırıcı dış dünya karşısında varlık savaşı vermektedir. Eğitimin kürsüdeki hocanın takririnden, teksirlerinden kendini kurtarıp keşfetme eğitimine yönelmesi gerekmektedir.

SONUÇ

Marilyn Fergusson’a göre, öğrenme nefes almaya başladığımızdan beri attığımız her adımda ilerlediğimiz süreçtir. Ne zaman yeni bir bilgi edinilse, ne zaman yeni bir beceri kazanılsa beynimizde meydana gelen dönüşümdür. Öğrenme insanın zihninde oluşur. Geri kalan her şey ise eğitimdir.
Eğitim sistemimiz, birkaç istisna dışında, belleğimizde bir süre kaldıktan sonra uçup giden, öğretilemeyen fakat ezberletilen ,eleştirmeye ve farklı düşünmeye olanak vermeyen fakat standartlaştıran bilgilerin hakimiyeti altındadır. Öğrenen ile öğretilen arasındaki bu tür bir alışverişte aktarılan bilgi hiçbir iz bırakmamakta ve kişinin bağımsız düşünme becerisini geliştirmemektedir.

Öğretmenin yanında öğrenmeye odaklanmış, kendini öğrencinin yerine koyabilen,kendi düşüncelerini ve bakış açısını öğrencilere dikte etmek yerine onlara yeni ufuklar açmakta rehberlik etmesi gerektiğinin bilincinde olan öğretmenler ile eğitim sistemi aşması gereken darboğazdan kendini kurtaracaktır. Sonuç olarak, bilginin yaşamdan kopmaması gerekliliği ortadadır.

Kaynak: [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
__________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
bookworm isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
eğitim, eğitimde kalite, eğitimde rekabet, televizyon

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Kur’an-ı Kerim’de adı geçen bitkiler sahra Sağlıklı Yaşam Genel 1 02-03-2011 13:30
Microsoft’un Temizlikçisi bookworm Başarı Hikâyeleri 1 10-12-2010 18:55
Sakıp Sabancı’nın 48 Nasihatı sahra Başarı Hikâyeleri 0 06-21-2010 11:55
Kendi önünüzden çekilin!’ (I) sahra Kişisel Gelişim Genel 0 06-21-2010 11:40
Esmâü’l-Hüsna’nın Sırasındaki Hikmet sahra Fıkıh ve Akâid 1 02-28-2009 15:34


WEZ Format +2. Şuan Saat: 23:25.

A vBSkinworks Design

Web Stats